Gri bir gökyüzü, aralardan sıyrılan ve hergün sayıları artan gökdelenler, aralıksız yağan bir yağmur,sirenler, trafik  homurtusu ve zihni bulanıklık; istanbul bu sabah Gibson’ın sprawl’ı gibi. İhtişamlı görünmekle beraber aslen sürekli çürüyen, içten içe kokan, yoksullarını işşizlerini açlarını gözönünden kaybetmeye çalışan eski bir imparatorluk başkenti gibi. Gökdelenler yükseldikçe herkes yukarıya bakacak, aşağıyı kimse görmeyecek ümidi içinde dev, şekilsiz, kurumuş ve kokuşmuş bir ilkel yaratık misali çirkinliklerini halının altına süpürmeye çalışıyor. Şehrin üzerinde yükseldiği toprak katmanlarının derinliklerinde yatan eski uygarlıklardan geriye kalan anılar, hatıralar, düşmanlıklar ve entrikalar gökdelenlerin açtığı çukurlardan açık havaya süzülmüşler sanki. Şehrin binlerce yıllık tarihinin bütün karanlıkları ve günahları;  açılan inşaat çukurlarından, sökülen ağaçların altından, eski ve yeni kanalizasyon kanallarından biteviye yukarı çıkıyor.  Deep web’de istanbul konulu kriptik bazen kısa bazen kafayı yemiş olduğu bariz belli olan (bence) yazışmalar su yüzüne çıkıyor.  Bu yazıları yazanlara göre şehrin dış mahallerinde insanların nadiren uğadığı zorunlu olmadığı sürece geçmediği yerlerde toprağın çıldırtıcı bir yavaşlıkla kımıldadığı söyleniyor. Bunu nasıl tespit ettiklerine dair bir şey yazmıyorlar. Ancak çoğunluğunun bu konuda hemfikir olduğu yazılanlardan belli oluyor. Hatta zaman zaman kımıldayan bölgelerde sıvışık ve yoğun bir maddeye de rastlandığını iddia edenler de var. Rengi ve içeriği konusunda tam bir anlaşmazlık söz konusu ama bu esrarengiz madde ile karşılaşanların sayısı her geçen gün artıyor. Yazanlar kimliklerini hep gölgelerde tutuyorlar, haksız da sayılmazlar gerçek isimlerini yazssalar büyük bir ihtimalle lobotomiye maruz kalma olasılığı yüksek. Bu sızıntıdan yayılan kokunun kimyasak içeriğini test etmek için makine icat etmeyi bile planlıyanlar var. Bu yazılara rastladığım günden beri Those Poor Bastards çalıyor hep fonda. Cehennem, satan,  ucu bucağı olmayan bir karanlık, eski zamanın asla temizlenmeyecek olan günahları gibi son derece ‘iç açıcı’ mevzulardan söz eden, bir müzik icra ediyorlar.  

Buraya değin herşey Türkiye’de olabileceği kadar normaldi.

 

İki gün sonra…… 

 

 

Az önce hırsızların salıverildiği haberleri geçti. O esnada yine “satan is watching” çalıyordu. Bir işaret gibi, kötü korku filmi sesiyle şimdi adını hatırlayamadığım solist öte yaraftan mesaj veriyor edasıyla satan’ın izlediğini anlatıyordu. Hakikaten izliyorsa sevinçten yeryüzüne bile çıkmış olabilir; satan’ın beslenip büyümesi için kendine bu kadar ideal bir toprak bulması bir ölümlü olan benim kanımca imkansız. Gezegenin onbinlerce yıllık uygarlık tarihi içinde benzer anlar olmuştur belki ancak birebir bu kadar “satan gel buyur” denilecek bir  vaziyete gözümüzle şahit olmak, acıklı olduğu kadar da çarpıcı. Pisliğin kokuşmuşluğun, haysiyetsizliğin, hırsızlığın ve terbiyesizliğin kokusu; havada asılı duruyor artık. Şehrin her yanına dikilmiş dev binaların altından, alışveriş merkezlerinin yanından, lüks otomobillerin egzoslarından, gazetelerin kağıdından, televizyon ekranlarından velhasıl heryerden usul usul çıkıp yayılıyor. İnsanlığa, geleceğe, çocuklarımızın geleceğine, ümitlerimize, hayallerimize bulaşıyor, sıvışıyor.  Eskiden içince sinirlenirdim ama şimdi sinirlenmemek için içiyorum. İskoçyanın bütün viskileri bu öfkeyi dağıtmaya yeter mi? belli değil. Öte yandan belki de dağınık kalmasında daha çok fayda vardır. Bilmek zor, önümüzdeki günler bize gösterecek.

“Satan is watching” laf olarak tamamen doğru, hatta tahminen “ulan son zamanlarda hep bu cıvarlarda dolaştım ama buradaki potansiyeli görmemişim” diyordur kendi kendine. Gerçi bu Satan kendi kendine konuşur mu bilinmez ama. Bu yazının (yazı diyerek tamamen subjektif bir tanımlama yapıyorum bir nevi öğürtü gibi oldu aslında) konusu aslında Those Poor Bastards grubu olacaktı ama şimdi onları dinlemek yerine ben onlara memleketin durumunu özetleyen bir kaç haber ve konuşma metni göndermeye karar aldım. Çevirisi zor olacak ama sanıyorum ama bu materyal ile tahminen bir sonraki albümde Satan’ı kendileri yeryüzüne indireceklerdir. En azından icraatlarından anladığım kadarıyla zeki ve yaratıcı insanlar fakat bir o kadar da karamsarlar (ama bu da bir akıl belirtisi) 

Memleket dediğimiz bu tarifi imkansız çukurdan bidireceklerimiz şimdilik bu kadar. Poor Bastards iyi çalıyor.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: