brazil45Bu yazı aşağıdaki tarihten de anlaşılacağı gibi dört yıl önce yazılmıştı.

16.08.2009
Barbaros Devecioğlu
Yetmişli yılların ilk yarısında memlekette yayınlanan büyük birkaç gazetenin Pazar ilaveleri sık aralıklarla geleceğin resmini çizen haberlere yer verirlerdi

Özellikle 2000 yılı o zaman bir nevi milat olarak kabul edildiği için “2000 yılında hayat” başlığı altında gelecekte, şanslı nesillerin nasıl imrenilecek bir yaşamı olacağı; uçan otomobillerden, robotlara, akıllı evlerden, uzay kolonilerine kadar çok çeşitli ve insanın “daha insanca” bir hayata sahip olacağı ve açıkça ifade edilmese de daha az çalışıp daha yüksek bir standarda sahip olacağı öngörülen makaleler ve çizimler uzun Pazar kahvaltılarının bir numaralı konuşma mevzusu olurdu.
Bugün geldiğimiz nokta, o zamanlar bize çizilen tablolardan aslen çok farklı. Refah ve zenginlik içinde yaşayacağı öngörülen nesillerin hayatında önemli değişiklikler olmadı. Öte yandan teknoloji, 40 veya 50 yıl önce tahmin edilen aşamaların bir çoğunu kat etti.
Amerikan muhafazakarlarının fikrine çok itibar ettikleri Daniel Bell’in yayınladığı “The Coming of Post-Industrial Society” isimli çalışma, dönemin teknolojik yoplum, teknoçağ veya kısaca “2000” diye anılan gelecek öngörüleri arasında en göze batan ve en çarpıcı olandı.
Daha az çalışacağız!
Bell, gelecek otuz veya elli yıl içinde post-endüstriyel toplumun görünür olacağını iddia ediyordu. Bu geçişin veya değişimin motorunun da bilimsel gelişme ve onun teknolojik uygulamaları olacağını söylüyordu. Bell, mal üretiminden, servis sektörüne; mavi yakalı işçiden daha özelleşmiş teknik çalışana doğru bir evrim öngörüyordu. Bütün bu değişim sürecinin en önemli dişlisi ise bilgisayar sistemleri olacaktı.
Aslında başka bir deyişle Daniel Bell, meşhur “ideolojinin sonu” deyiminin bir nevi ilk mucidi idi. O günlerin gazetelerinde yer alan gelecek tasvirlerinde asla yer almayan ancak Bell’in Amerikan muhafazakarlarının gözdesi haline gelmesine yol açan “post-endüstriyel toplumun” sınıf kavramını ortadan kaldıracağı kehaneti, Alvin Toffler’in 1970 yılında yayınlanan “Geleceğin Şoku” kitabında da temel eksendi.
Biz ölümlüler gelecekte daha rahat, daha az çalışacağımız ama daha iyi bir hayat sürebileceğimiz bir dünya beklentisi ile Pazar ilavelerindeki makaleleri okurken, dünyaya hükmedenler ise post endüstriyel toplum ve bilgi teknolojisi öngörülerini, sistemin kaçınılmaz krizlerini önleyecek hatta mevcut sistemin evrilerek ideal ve sonsuza kadar egemen hale gelmesinin en önemli manivelası olarak gördüler.
Daniel Bell ve diğerlerinin, teknolojik gelişme ve makine çağı öngörüleri 40 yıl önce yapılan tahminlere yakın bir biçimde gerçekleşti. Ancak beklenen ve o öngörüleri yapanlar tarafından arzu edilen sosyal değişiklikler gerçekleşmediği gibi çelişkiler daha da derinleşti.
Bell ve benzeri ideologların, makineler sayesinde gerçekleşebileceğini düşündükleri “mülkiyetten ziyade bilgi üzerinde yükselen profesyonellerin” ideal toplum hayali ya da kandırmacası üzerine 40 yıldır süren tartışma her geçen gün daha da şiddetlenerek devam ediyor.
Teknolojik gelişmenin sosyal vaziyete etkisi, bilginin kolektifleşmesi ve bilginin mülkiyeti meseleleri bugün; Daniel Bell’in tasavvurunun dahi ötesinde adeta kanlı tartışmalara yol açıyor.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: